Çanakkale üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin en özel su yollarından birine ev sahipliği yaparak, tarihin her dönemine adını veren muazzam bir boğaza sahiptir. Haritaya yukarıdan baktığınızda denizle bu denli iç içe, maviyle bu kadar koyun koyuna başka çok az şehir görürsünüz. Kentin günlük ritmi kordonda atılan turlarla belirlenir; rüzgarın kokusu, dalgaların sesi buradaki yaşamın değişmez fon müziğidir. Ancak limanlardan, sahil projelerinden ve kıyı kullanımından bahsetmeye başladığımızda sormadan edemiyoruz: Çanakkale, bu muazzam denizle gerçekten barışık mı, yoksa biz denizi sadece seyreden bir kent miyiz?
Bir kentin denizle barışık olması, halkın suya kesintisiz ulaşabilmesi, deniz turizminin kentin ekonomisini canlandırması ve kıyıların kamusal birer yaşam alanına dönüşmesiyle ölçülür. Çanakkale bu konuda uzun yıllardır bir eşikte bekliyor. Yıllardır konuşulan, projeleri hazırlanan, zaman zaman tartışmaların odağı haline gelen "Yat Limanı" meselesi, bu çelişkinin en somut örneğidir. Akdeniz ve Ege çanağındaki yat rotalarının tam geçiş noktasında, uluslararası deniz turizminin kalbinde yer alan bu şehir, neden hala dünya standartlarında, kentle bütünleşik bir yat limanına kavuşamadı?
Mevcut durumda, boğazdan her yıl binlerce lüks yat geçip gidiyor. Biz ise bu potansiyeli sadece kıyıdan izliyoruz. Modern bir yat limanı projesi; şehre sadece zengin turistleri getirmekle kalmaz, beraberinde yelken kulüplerini, su sporları merkezlerini, denizcilik festivallerini ve ciddi bir yerel istihdamı da sürükler. Kentin esnafı, restoranları ve kültürel mekanları denizden beslenmeye başlar. Ancak bu noktada madalyonun diğer yüzünü de unutmamak gerekiyor: Kıyı projeleri hayata geçirilirken denge nerede kurulacak?
Çanakkale halkının denizle ilgili en büyük hassasiyeti, kıyıların ticarileşmesi ve kamusal alanların daralması korkusudur. Kepez’den Yeni Kordon’a uzanan sahil şeridinde yapılacak her müdahale, "Rant mı, halk mı?" sorusunu beraberinde getiriyor. Denizle barışmak, kıyıları betona boğmak ya da sadece yüksek gelir grubuna hitap eden kapalı alanlar yaratmak demek değildir. Gerçek bir kıyı projesi; balıkçı teknelerinin ağlarını onardığı o samimi dokuyu korurken, gençlerin kanolarıyla denize açılabildiği, çocukların deniz kültürünü yaşayarak büyüdüğü, her bütçeden vatandaşın deniz kenarında nefes alabildiği alanlar yaratmaktır.
Bugün Çanakkale’de deniz ulaşımı neredeyse sadece "karşıya geçmekten" (feribotlardan) ibaret. Şehir içi deniz taşımacılığı, kıyı ilçeleri arasındaki deniz otobüsü seferleri veya deniz eğlence sektörümüz potansiyelinin çok gerisinde. Kıyı projelerini sadece birer inşaat yatırımı olarak görmek, bu kente yapılan en büyük haksızlıktır. Çanakkale’nin ihtiyacı olan şey; çevreye duyarlı, ekolojik dengeleri gözeten, Troya ve Assos gibi antik liman geçmişine saygı duyan vizyoner bir "Mavi Strateji" planıdır.
Sonuç olarak; Çanakkale deniz kenarında kurulmuş bir şehir olabilir ama denizci bir şehir olmak bambaşka bir vizyon gerektirir. Eğer kıyılarımızı sadece seyirlik birer manzara olarak görmekten vazgeçip, onları hayatın, üretimin ve sporun merkezi haline getirebilirsek; işte o zaman bu denizle gerçekten barışmış olacağız. Aksi takdirde, burnumuzun dibindeki maviliğe bakıp "Ah ne güzel denizimiz var, dünyanın en güzel boğazlarından birine sahibiz" diye avunmaktan öteye geçemeyiz.
ÇOMÜ Denizcilik Meslek Yüksekokulu Müdürü
Yorumlar
Kalan Karakter: