Her yıl aynı gece… Takvimler 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağladığında, içimizde eski bir kapı aralanır. Adını bazen çocukluğumuzdan hatırlarız, bazen ninelerimizin dualarından: Hıdırellez. O gece, sadece baharın gelişi değildir kutlanan; insanın yeniden umut etmeye cesaret edişidir aslında.
Rivayete göre Hızır ile İlyas yeryüzünde buluşur. Biri karada, biri denizde darda kalanlara yetişir. Ama mesele sadece bu iki kadim ismin buluşması değil. Asıl mesele, insanın “yetişilme” ihtiyacıdır. Zor zamanlarda bir kapının çalınması, bir elin uzanması, bir mucizenin mümkün olduğuna inanma arzusu…
Eskiden insanlar dileklerini kağıda yazıp gül ağacının altına bırakırdı. Şimdi ise dilekler daha çok ekranlarda saklı. Ama değişmeyen bir şey var: Beklemek. Bir haber, bir fırsat, bir iyileşme… Belki de Hıdırellez’in bize hatırlattığı en önemli şey, beklerken umudu diri tutabilmektir.
Ateşler yakılır, üzerinden atlanır. Kimi bunu bir gelenek olarak görür, kimi bir inanç. Oysa o ateş, biraz da içimizdeki korkuları yakmak içindir. “Ya olmazsa?” dediğimiz her şeyi, bir geceliğine de olsa susturmak… Çünkü insan bazen en çok kendi şüphesine yenilir.
Bugün modern hayatın telaşı içinde, Hıdırellez’i sadece bir ritüel olarak hatırlayanlarımız çoğaldı. Oysa bu kadim gece, bize unuttuğumuz bir şeyi fısıldıyor: Umut, en eski mirasımızdır. Ve her bahar, yeniden hatırlanmayı bekler.
Belki bu gece siz de bir dilek tutarsınız. Büyük ya da küçük fark etmez. Bir kağıda yazın ya da içinizden geçirin. Ama en önemlisi, ona inanmayı ihmal etmeyin.
Çünkü bazı geceler vardır; insanın kaderiyle konuştuğu, kalbinin sesini duyduğu… Hıdırellez de tam olarak böyle bir gecedir. Ve belki de mucize, o gece değil; o geceye inanabilen kalplerde başlar.
Yorumlar
Kalan Karakter: