Yeni bir yıla giriyoruz. Takvim yaprakları değişiyor, saatler sıfırlanıyor, sokaklarda ışıklar yanıyor… Peki ya biz? Asıl soru burada başlıyor. Yeni yıl, gerçekten yeni bir başlangıç mı, yoksa eski alışkanlıkların üzerini örten kısa bir moladan mı ibaret?
Her yıl aynı temennileri sıralıyoruz: Sağlık, huzur, bereket… Dillerde umut, ceplerde ajanda. Ama birkaç hafta sonra trafik aynı, tartışmalar aynı, kırgınlıklar aynı. Demek ki mesele sadece yılın değişmesi değil; bakışın, niyetin ve vicdanın değişmesi.
Çanakkale’nin sokaklarında gezerken bunu daha net görüyoruz. Bir yanda geçim derdiyle boğuşan esnaf, diğer yanda geleceği belirsiz gençler. Üniversite hayaliyle gelen ama barınma ve yalnızlık arasında sıkışan öğrenciler… Yeni yıl, onlar için bir kutlamadan çok “Acaba bu yıl ne olacak?” sorusu demek.
Yeni yılı anlamlı kılacak olan; daha çok tüketmek değil, daha çok fark etmek. Daha çok konuşmak değil, daha çok dinlemek. Daha çok eleştirmek değil, daha çok sorumluluk almak. Birbirimizi sosyal medyada değil, hayatta görmeye cesaret etmek.
Gazze’de, Kudüs’te, dünyanın başka köşelerinde yeni yıla bomba sesleriyle giren çocuklar varken; bizim dileklerimizin de bir ağırlığı olmalı. Sadece kendimiz için değil, başkaları için de istemeyi öğrenmeliyiz. Çünkü vicdanı olmayan bir sevinç, yarım kalır.
Yeni yıl, mucizeler vaat etmez. Ama bir imkan sunar: Yanlışı fark etmek ve doğruya yönelmek için. Küçük ama kararlı adımlar için. Bir selamı eksik etmemek, bir haksızlığa sessiz kalmamak, bir yalnızın kapısını çalmak için.
Takvim değişti diye her şey düzelmez. Ama biz değişirsek, çok şey düzelebilir.
Yeni yıl; süslü cümlelerden çok, sahici niyetler getirsin. Herkese hayırlı, adil ve vicdanlı bir yıl olsun.
Yorumlar
Kalan Karakter: